Militan, İdamlık, Sürgün: Abdülkadir Konuk[*]
Öyle vasiyet etmiş: Küllerini, dostları Hollanda kıyılarından Kuzey Denizi’ne serpmişler. Sulara karışmış…
Öyle vasiyet etmiş: Küllerini, dostları Hollanda kıyılarından Kuzey Denizi’ne serpmişler. Sulara karışmış…
Sormayın gitsin.
Zamanında bir kol kanat gerseler. Arkasını aramadan sormadan bir güvenseler kim bilir şimdi nerelerde ne projeler çözerdik.
Kim bilir ne güzel işler yapıyorduk.
Şimdi kimse bilmez çünkü böyle bir şeyi gerçekleştiremedik.
Hep nedenlerini arayıp durduk en yakınlarımızın bizi anlamadığından yakınıp durduk.
Peki, herkes böyle mi dersin? Bir türlü istediğini elde edemeyenlerin ortak kaderi...
Derginin baş yazısından;
Sevgili Okuyucu,
Büyük Bunalım (1930-1940) diye adlandırılan dönemde yaşayan Amerikalı yazar John Steinbeck’in İnci adlı romanının son cümleleri şöyledir:
“Ve inci, güzelim yeşil sulara battı, derinlere gömüldü. Salınan yosunlar seslendiler, el ettiler ona. Yüzeyindeki ışıklar yeşil ve güzeldi. Dipteki kumlara, eğreltimsi otlar arasına çöktü inci. Yukarıda, suyun yüzeyi yeşil bir aynaydı. Ve inci, denizin dibinde yatıyordu. Dibi tarayan bir yengeç ufak bir kum bulutu kaldırdı, kumlar çöktüğünde inci gitmişti bile.
Seni bilincimden daha çok seviyorum ben. Bilincimin erişebileceğinden; yükseğe, yükseğe, daha da yükseğe...
Sen benim daha çok mükemmel bir insan olmayı istememe tek sebebimsin. Bir şeye moralim bozulduğunda gözyaşlarımın göz diplerimde saklanmasının en harika nedenisin. Senin yüzünden Akdere’mi, Abidinpaşa’mı, yok yok Tuzluçayır'ımı hatta çocukluğumu, ortaokulumu, lisemi ve geçen yılları… Hatıraların benizleri soluk da olsa zihnimde yer etmesinde de payın var.
Bize hediye edilmiş bu hayatı hep beraber yaşarken yaptığımız bazı seçimler bize mutluluk verirken bazı seçimlerimizden ötürü kıyasıya pişman oluyoruz.
“Bugünkü aklım olsaydı asla yapmazdım!” dediğimiz onca şey yaşıyoruz hayatta.
“Birileri çıksaydı da yanlış yaptığımı bana söyleseydi, beni durdursaydı!” diyerek iç geçiriyoruz bazen.
büyük eksiklikler ve yanlışların olduğu bir gerçek. Bu eksiklik ve yanlışların en önemlilerinden birisi; Osmanlı Anadolu’da yaşayan halkları kendi dil, kültür değerlerinden uzak, Arap İslam Devşirmeciliğine mecbur etmesi neticesinde, tamamen okur yazarsız cahiller sürüsü oluşturmuştu. Çünkü tüm kültürlerin anası olan anadil ve bu dille yaratılan kültür değerlerden uzak yaşamış insanları, yeniden anadile dayanan kültürler arasında federal veya demokratik yapıyı kabul edecek noktada buluşturmak, görünenden daha zor bir durumdu.
Herkese ayrı ayrı hesap veren biri, özgürlükten bahsedemez. Bir geminin bir kaptanı olur.
Zorla güzellik olmaz. Kimse kimseyi zorla elinde tutamaz. Kimse kimseyi kendisiyle birlikte olmaya, beraber çalışmaya, üretmeye zorlayamaz. Güvenle tutulur, sevgiyle gönlünden bağlanır. Öyle güçlü bir bağla bağlanır ki ucunda ölüm bile olsa koparamazlar. Güven ve Sevgi, yeryüzündeki en sağlam bağdır. Çelik halatlardan, prangalardan daha güçlüdür.
Uzun sanat kervanımızda birçok değerli sanatçı dostumuzla olduğu gibi, sevgili Edip Akbayram ile de birçok sanatsal anımız, renkli dostluklarımız, silinmez anılarımız oldu.
Sevgili Edip ile Bizi biz yapan ortak yönlerimizden biri de birçok engelle mücadele etmemizin yanı sıra; bedensel engellere maruz kalmamız!
Toplumcu sanatı salt sözde değil, özde yaşatmağa çalışanlar egemen, geri güçlerin yanı sıra; sözde muhalif- ileri görünenlerin de çeşitli manevralarına maruz kalır, engellere takılırlar.
mutluluğa değil, direnmeyedir!”[1]
Bertolt Brecht Temmuz 1937’de Madrid’deki konuşmasında, “Kültür halkın kolektif üretiminin ayrılmaz parçası ise; halkı ekmekten mahrum bırakan şiddet ile şiirden mahrum bırakan şiddetin aynı olması”na[2] dikkat çekerken; “Bu dünyada her daim hiçbir şeyi olmayanların yanında olacağım,” diye haykıran Federico García Lorca’nın faşistlerce katledildiğini anımsamayan var mı?
İnsan fabrika olsaydı en seri halde üreteceği tek şey MAZERET olurdu. Bu sözü çalışırken evimdeki odamın duvarına ve işyerimdeki panoma asmışımdır. Her oturduğumda karşımdadır ve her gördüğümde düşünürüm. Gerçekten de yolunda gitmeyen, zamanında bitmeyen her şeyin, bir mazereti vardır.